Önce hepimizin bildiği şeyin altını çizelim: Trafiği nasıl yöneteceğimizi bilmiyoruz. Biraz daha süslü ama aynı zamanda önemli şekliyle ifade edelim: bu konudaki “kabiliyetimiz” ya da “kapasitemiz” yetersiz.
Örnekler çok. Trafik kazalarında en çok insan kaybeden ülkelerdeniz. Bu trafik kazalarının hepsi hızdan kaynaklanmıyor. Eğer öyle olsa hız limitini iyice düşürür kaybı azaltabilirdik. Trafik akmazdı ama problem değil…

Kazaların çoğu trafiği nasıl yöneteceğimizi bilmememizden, trafik işaretlerini doğru kullanamamızdan, dünyada kullanılan birçok işaretlemenin Türkiye’de olmamasından, yol tasarımını iyi yapamamamızdan da vs. kaynaklanıyor.
Trafik yönetimi araçlarını yurt dışından kopyalamayı (taklit etmeyi) becerdik. Ama içerik eksik kaldı. 1970’li yıllarda bir belediye başkanımız Avrupa’da gördüğü “göbekleri” şehrine getirdi. Ancak bu “fotoğrafik” taklit yeterli değildi. Zira Avrupa’da büyük şehirlerde göbekler belli bir analiz sonucu tasarlanıyordu. Dahası, göbeğe yaklaşan hatların hangisinin kavşağı doğrudan geçeceği, hangi hatların göbekten dönmek zorunda olacağı tasarımın önemli bir parçasıydı. Biz fotoğrafik/şekilsel taklidi bir ölçüye kadar yapmıştık ancak bu içeriği anlayamayınca (ve dolayısıyla taklit edemeyince) trafiğin sıkışık olmadığı zamanlarda bile göbeklerimiz Çanakkale geçilmez misalince trafiği hızlandıran değil yavaşlatan unsurlar oldu. Bu göbek misalini siz şekilsel olarak taklit edip fayda sağlayamadığımız diğer örneklere de uzatabilirsiniz.
Şu iddiayı rahatça ortaya atabilirim: Türkiye’nin özellikle büyük kentlerinde mevcut yol altyapısını belki yüzde 50’ler civarında kapasiteyle kullanabiliyoruz. Bu iddia doğruysa, altyapıya harcadığımız milyarlarca TL büyük ölçüde boşa gidiyor ve kentlerimizi yaşanmaz hale kendi ellerimizle getiriyoruz demektir.

Sürücü hataları da çok. Ama bu sadece hızdan kaynaklanmıyor. Sürücülerimiz iyi sürücü değil. Zira, “sürücülük” direksiyonu iyi kullanıp gaz ve frene basmaktan ibaret değil.
Sürücü kurslarımız yetersiz. Sürüş öğretmenlerimiz de öyle. Yurt dışında ehliyet alanlarımız bunu daha iyi takdir edecektir. Avrupa örneğini sürücü kurslarını açarak taklit ettik ama bu şekilsel bir taklit seviyesinde kaldı. İçeriğe önem vermedik. Trafik yönetiminde olduğu gibi.
Arızi durumlarda da trafik yönetimindeki kabiliyet/kapasite eksikliğimiz ortaya çıkıyor. Papa hazretleri İstanbul’u ziyaret ettiğinde hangi caddeyi kapatacağımızın içinden bir türlü çıkamayınca İstanbul halkına işkence çektirmiştik. Ankara’da Putin’in ziyaretinde de güvenlik sebebiyle havaalanına giden tüm yollar kesilmiş, Esenboğa’ya inenlere ve yolcusunu karşılamak isteyenlere abüs bir çehreyle “bugün yollar kapalı!” demiştik.

Trafik idaresinde bu durumda olmamızı bir avantaja çevirebiliriz. İhtiyaç yeniliğin anasıdır diye boşuna söylememişler. Dünyanın zayıf trafik idaresi kabiliyetlerinden birisine sahip olmamızı bir avantaja çevirebiliriz. Bu konuyu çalışacak enstitüler, trafik yöneticilerini yetiştirecek yüksek lisans programları geliştirmeliyiz. Aynı öneriyi Papa’nın ziyaretinden sonra yine bu köşede yapmıştım. Öyle bir merkezin kuruluşunu THK Üniversitesi’nde gerçekleştirdik. Diğer üniversitelere ve Polis Akademisine duyurulur. Birkaç iyi merkez ve yüksek lisans programıyla iyi trafik yönetimi uzmanları yetiştirip bu konuda Türkiye’yi bir uluslararası mükemmeliyet merkezi haline getirebiliriz.