Murat Yülek, Zaman, 30 Aralık 2012

Göktürk uydusunun fırlatılması sırasında küçük bir grubun çıkardığı büyük gürültü, uydunun fırlatılmasının öneminin göz ardı edilmesine sebebiyet verdi. Oysa, Türkiye açısından eğer devam ettirilirse uzaya “yerli” açılmanın başlangıcı olabilecek bir tarih olarak düşünebilirdik o günü.

“Devam ettirilmesi” önemli zira tek tek projelerin önemi yok; süreçlerin önemi var. Türkiye uçak sanayiini Avrupa’da ilk kuran ülkelerdenken 1940’larda süreci kendi elleriyle sonlandırmaya başladı. 1950’lerdeki Marshall yardımlarıyla da o sırada uçak sanayiini geliştirmeye çalışan Amerika’dan gelen “bedava” uçaklarla süreç tamamen sonlandı.

Oysa, İsveçli Saab havacılık firması, Türkiye’nin uçak üretimine çoktan başladığı hatta bir bölümünü sonlandırmaya yüz tuttuğu 1937 yılında kurulmuştu. Saab bugün dünyanın önde gelen havacılık şirketlerinden. Bu örnekleri İspanya’ya, İtalya’ya, Brezilya’ya kadar uzatabilirsiniz.

Petro’ya neden “deli” dedik?

Bu tür dönüşümler bazen sistem bazen liderler tarafından gerçekleştiriliyor. Tarihten ilginç bir örnek Çar I. Petro olabilir. Petro’ya biz “deli”, Ruslar (ve genellikle kalan ülkeler de) “büyük” Petro adını koymuşlar. Bizde deli dememizin sebebi Petro’nun “acayip” halleri ve zalimlikleri diye bilinir. İstediği gibi davranmayan oğlunu öldürünceye kadar kırbaçlatması, ilk karısını Katerina’yla evlenebilmek için rahibe olmaya zorlaması ya da sakal kesmeyi yasaklaması ile meşhurdur. Ancak neden “deli” ya da “büyük” diye adlandırıldığı hakkında karar vermek için Petro’nun hayatını tanımak gerekiyor.

Petro’nun hayatı tezatlar içinde geçti. Şiddetle küçük yaşta tanıştı ve kendi çocukları dahil şiddet uyguladı. Kaybettiği savaşlar kazandıklarından daha fazlaydı. Belki de bunlar, onun bir “toplum mühendisi” olmasına sebep oldu. Petro 1682’de 10 yaşındayken üvey ağabeyi V. Ivan’la birlikte çar ilan edildi. Aşırı uzun boyuna karşılık çok ince bir vücuda sahipti. Tek başına çar haline geldiği 1694’ten 1725 yılına kadar toplam 31 sene hüküm sürdü. Bu dönemde Rusya’yı bir deniz gücü haline getirdi.

Petro, ülkesini Avrupa’nın en önde gelen ülkeleri arasına sokmayı amaç edinmişti. “Sıcak” denizlere inmek istiyordu. Bu hedefiyle arasında Osmanlı İmparatorluğu vardı. Kuzeyde ise İsveç ile başı dertteydi. Baltık bölgesinde hakimiyet kurması için İsveç engelini aşması gerekiyordu. Her ikisi de güçlü bir donanma gerektiriyordu.

Petro, güçlü bir donanma kurmak için bu işin önde gidenlerinin tecrübesinden faydalanmak istedi. Bizim Petro’ya “deli” dememizin muhtemel sebeplerinden birisi de böyle ortaya çıktı. Petro, iyi bir donanma kurulması için iyi bir gemi sanayii, güçlü tersaneler kurulması gerektiğini fark etti. Bunun için ciddi bir insan kaynakları programı gerektiğini de düşünmüş olması muhtemel. Ancak Petro “deli” olduğu için gemi sanayii projesini birilerine tevdi etmeden önce bizzat kendisi o sıralarda gemicilik alanında ileri ülkeler olarak gördüğü İngiltere ve Hollanda’yı ziyaret etti.

Daha da büyük bir “delilik” yaptı; Rus imparatoru Amsterdam’da ve Zaandam’da o zaman için dünyanın en büyük tersanelerinde birkaç ay “staj” yaptı. Ciddi bir staj olduğu anlaşılıyor; Petro’nun tersanelerde işçilerle birlikte çalıştığı rivayet ediliyor. Daha sonra, Rusya’nın güneyinde tersaneler ile Don Nehri üzerinde ilk Rus donanmasını inşa ettirdi. Buralarda çalıştırmak üzere, başta Hollanda ve Venedik’ten gemi yapım ustaları getirtti.

Deli Petro’dan bugüne

Çar I. Petro tahta vâris bırakmadan 1725 yılında St. Petersburg’da ölünce, Rusya’daki belirsizlikten faydalanan Kraliçe Katerina “I. Katerina” adıyla tahtın yeni sahibi oldu. Petro’nun toplum mühendisliğine soyunması, acımasızlığı, istikrarsızlıkları bir yana Rusya’yı dünya gücü haline getiren süreci başlatan “Korkunç” İvan mıydı yoksa “Deli” Petro muydu derseniz benim oyum ikinci isme.