Murat Yülek, Zaman, 20 Ocak 2012

Japonya 1950-1970’ler arasında hızla gelişti ve dünyanın en gelişmiş ekonomileri arasına girdi. Bu dönemde uygulanan “sanayi politikaları” Japonya’yı elektronik, gemicilik, makine, mühendislik gibi alanlarda dünyanın en iyileri arasına soktu.

Aynı dönemde Japon Yeni ve faizler düşük tutuldu; ithalat zorlaştırılarak Japon ekonomisi koruma altına alındı. Devlet ile şirketler arasında yakın ilişkiler kurularak yönlendirmeci sanayi politikalarının uygulanmasına zemin oluşturuldu. Tüm bunların “maestrosu” MITI yani Uluslararası Ticaret ve Sanayi Bakanlığı idi. Adından da anlaşılacağı gibi bakanlık hem uluslararası ticareti hem de sanayi sektörünü yönetiyordu. Bu bir tesadüf değildi, zira sanayi malları uluslararası ticaretin ana konusu idi. Bu iki alandaki politikaların birbiriyle koordine edilmesi gerekiyordu.

Japonya’nın Meiji döneminde “yeniden inşası”

Önce Meiji dönemine bakalım. 1850’li yıllara kadar dış dünyayla çok fazla ilişki kurmayan Japonya için 1868 yılında İmparator Mutsihito’nun tahta geçmesi dönüm noktası oldu. Mutsihito’nun hüküm sürdüğü 1912 yılına kadarki dönemde Japonya bir “restorasyon” dönemi yaşadı. Mutsihito’ya referansla Meiji restorasyonu da denen bu dönemde Japonya dışa açıldı ve bir reform süreci içine girdi. Bu 44 senelik dönem Japonya’yı 20. yüzyılın başında sanayileşmiş ve bölgesinde güçlü bir kapitalist ekonomi haline getirdi. Dönemin başında Japonya dışa kapalı ve zayıf bir aktör iken dönemin sonunda yayılmacı bir güç haline gelmişti.

“Meiji Restorasyonu” her reform gibi ilk başta bazı grupların direnişi ile karşılaştı. Bunların başında Samuraylar geliyordu. Bu askerî sınıf hem kendi imtiyazlarının ve toplum üzerindeki kontrollerinin hem de eski askerî usullerinin devamını istiyordu. Japonya’da 17. yüzyıldan beri devam eden Şogunluk düzeni bir askerî idare idi. 19. yüzyılda yayılmacı Batı dünyası Japonya’yı “ticarete” açmak istiyordu. 1852 yılında Amerikalı Amiral Perry filosunu Tokyo limanına soktu ve Amerika lehine şartlarla Japonya’yı ticarete açılmaya zorladı. Japonya askerî olarak karşı koyamayacağını anlayarak imzaladığı anlaşmaya göre ticaret vergilerini belirleme yetkisini Amerikalılara bırakıyordu. Ayrıca yabancıların davalarını görmeye Japon mahkemelerinin yetkileri ortadan kaldırılıyordu.

Meiji dönemindeki reformların temelinde Japonya’nın bu yenilgisi ve gururunun kırılmışlığının olduğunu söylemek mümkün. Nitekim, reformların ana omurgasını ülkeyi dış güçlerden koruyamayan askerî sınıfın yönetimdeki etkisinin azaltılması ve feodal beylik sisteminin ortadan kaldırılarak demokratikleşmenin sağlanması oluşturdu. Bu dönemde ayrıca Samurayların tercih ettiği Budistlik bastırılarak Şintoizm hakim hale getirildi.

Meiji döneminin aynı derecede önemli ikinci hedefi sanayileşme ve ekonomik gelişmeydi. Askerî olarak güçlenerek bağımsızlık kazanmanın sanayileşmeden geçtiği fark edilmişti. Nitekim Meiji döneminde ülkede 2000 civarında sanayi tesisi kuruldu. Bu dönemde bazı görsel açılardan Batılılaşma süreci de yaşandı ancak Japon kültürünün temel ögeleri muhafaza edildi. Eğitim ve ulaştırma yatırımları artırıldı.

Uluslararası Ticaret ve Sanayi Bakanlığı

Japonya, Meiji döneminin sonundan itibaren sanayileşmiş ve yayılmak isteyen bir güçtü. Ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıktı. Yeniden sanayileşme arzusu ile olsa gerek MITI, yani, “Uluslararası Ticaret ve Sanayi Bakanlığı”; 1949 yılının Mayıs ayında, Japonya Bankası, Ekonomi Planlama Ajansı gibi kurumlarla birlikte uluslararası ticaret ve sanayi politikalarının koordinasyonunu sağlama misyonuyla kuruldu. Bakanlığın kurulduğu dönemde Japonya’nın durumu pek iç açıcı değildi. Ülke; bir taraftan II. Dünya Savaşı’nın ekonomik yaralarını sarmakla uğraşırken bir taraftan da yükselen enflasyon ve düşen üretimle mücadele etmek zorunda kalmıştı. Bundan dolayı hükümetin de ekonomiyi yeniden canlandırmak için iyi bir mekanizma arayışı içine girmesiyle MITI kuruldu denebilir.

MITI korumacı ve destekleyici bir kurum oldu. Yerli sanayinin güçlendirilmesi için ülke ekonomisi dış rekabete karşı görünür görünmez duvarlarla korundu. Aynı zamanda şirketler belli sektörlere yönlendirilerek “sanayi politikaları” uygulandı. 1950’ler ve 1960’larda MITI en kuvvetli zamanını yaşadı. Japonya’yı Japonya yapan iki on yıl boyunca Japon ekonomisinin kaptan köşkünde Sanayi ve Uluslararası Ticaret Bakanlığı vardı. Yılda ortalama yüzde 10’lar seviyesinde büyüme yaşandığı için sonradan bu döneme hızlı büyüme dönemi dendi.

1971 yılında Bretton Woods sisteminin çökmesiyle Japon Yeni dolara karşı dalgalanmaya başladı. Bu, MITI’nin gücünü de etkiledi. Çünkü 1971’den önce MITI döviz kurunu düşük tutarak Japon ihracatçıların desteklenmesinde yönlendirici rol oynuyordu. 1973’teki petrol krizinden sonra Japon ekonomisi liberalleşme sürecine girdi. Bunun MITI’nin eski misyonunun sonunu getirdiğini söyleyebiliriz.

Daha sonra gerek başta Amerika olmak üzere birçok ülkenin yoğun lobi faaliyetleri gerekse ülke sanayisinin güçlenmesi ve MITI’nin döviz dağıtımı gibi bazı politik araçlarını kaybetmesi MITI’nin politikalarında daha fazla liberalleşme yönünde değişime sebep olarak MITI’nin Japonya ekonomisi üzerindeki etkisini azalttı. 1980’lerin ortalarında bakanlık Japonya’da iş yapabilmeleri için yabancı işletmelere yardımcı olur hale geldi. Japon ihracatındaki başarı ve bu başarının diğer ülkeler üzerindeki etkileri; MITI’nin ihracat alanında da rehberliğe yönelmesine sebep oldu. Örneğin 1981 yılından itibaren Amerika’ya otomobil ihracatında; Amerikan üreticileri ve birliklerinden gelen tenkitleri hafifletmek amacıyla; bazı kısıtlamaların oluşturulmasına önayak oldu.

Benzer biçimde; geleneksel korumacı tutumuna rağmen; MITI ithalat politikalarını daha serbest hale getirmek zorunda kaldı. 1980’lerde ithalatla ilgili bazı yeni pazarların açılmasına yardımcı olunarak bakanlık bünyesinde de ithalatı geliştirme ofisi kuruldu. Son olarak; 2001 yılında da kurum tekrar organize edilerek Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Bakanlığı (METI) adını aldı.

Günümüzde MITI’nin sorumluluk alanları arasına; sadece ihracat ve ithalat alanları değil aynı zamanda yerel sanayi ile özellikle diğer bakanlıklar tarafından ele alınmayan tesis ve ekipman, kirlilik kontrolü, enerji ve güç alanlarındaki ticari işler girmektedir. Bu durum MITI’ye; örneğin kirlilik kontrolü ve ihracat rekabetçiliği arasındaki; tutarsız politikaları düzeltme imkânı sağlamaktadır.

MITI sanayi politikalarının mimarı; sanayideki problemlerin ve anlaşmazlıkların çözümleyicisi ve bir regülatör konumundadır. Bakanlığın ana hedefi ülkenin sanayi tabanını güçlendirmektir. Bakanlık; sektöre yönetimsel rehberlikle birlikte resmi ve gayri resmi olarak modernizasyon; teknoloji; yeni tesis ve ekipmanlara yatırım; yerel ve yabancı rekabetçilik konularında yardımcı olmaktadır.