Murat Yülek, Zaman, 27 Ocak 2013

Aşağıdaki hikâye gerçek bir olaydan alıntılanmıştır. Ayşe Hanım, biriken site aidatını yatırmak için Türkiye’nin büyük bankalarından X bankasının Ankara’daki Y şubesine gidiyor.

Yatıracağı miktar 300 TL. Şubede 30 dakika kadar sıra bekliyor. Sıra geliyor. Ayşe Hanım, gişedeki görevliye isteğini söylüyor. Görevli, sitenin banka hesabının kendi şubelerinde değil 2 kilometre uzaklıktaki diğer şubede olduğunu söylüyor. Ayrı şubedeki bir hesaba 30 TL’lik bir transfer ücreti istiyor.

Ayşe Hanım, o gün zamanı kalmadığı için aynı bankanın diğer şubesine ertesi gün 9’da gidiyor. Kendisi gibi, kapı önünde bekleyen müşterilerle bankaya giriyor. Müşterilere “sistemde arıza” olduğu için beklemesi söyleniyor. Ayşe Hanım, zamanı olmadığı için bekleyemiyor. Ertesi gün öğlen saatlerine doğru aynı şubeye gidiyor. Bu kez sıra verme makinesi bozuk. Yine beklemiyor. Üçüncü gün muradına eriyor. Sistemde hata yok. Sıra verme makinesi çalışıyor. Sırasını bekleyerek gişeye ulaşıyor. Görevli, aidatı alıyor. Ayrıca para yatırma bedeli olarak (Ya da Ayşe Hanım öyle anlıyor) 1 (bir) TL istiyor görevli. Ayşe Hanım tekrar soruyor bu paranın neden istendiğini. Görevli, bankanın artık aidatlara böyle bir ilave ücret getirdiğini söylüyor. Ayşe Hanım, çaresiz bir TL’yi ödüyor.

Türkiye’de finansal sisteme erişim neden düşük?

Türkiye’de finansal sistem çok büyük ölçüde bankalardan oluşuyor. Bunu finansal sistemdeki toplam varlıkları ya da benzer diğer göstergeleri temel alarak söylüyoruz. Hanehalkı portföylerinde banka mevduatlarının ardından hisse senetleri ve tahviller geliyor. Yani sermaye piyasaları ikinci büyük finansal alt sektör. Ancak Borsa’da yatırım yapan yerli yatırımcıların sayısı bankada mevduatı olanlar kadar değil. Diğer ülkelerde bankacılık sektörü ile karşılaştırılabilir büyüklüğe sahip olan sigorta sektörü ve emeklilik fonları Türkiye’de oldukça küçük. Leasing, tüketici kredisi şirketleri gibi finansal aracıların toplam büyüklüğü de ihmal edilebilir seviyede.

Dolayısıyla “Türkiye’de finansa erişim neden sınırlı?” sorusunun ilk muhatabı bankalar. Bankacılık sektörü hanehalkıyla hem fon alma hem de fon sağlama alanında çalışıyor.

1980 öncesindeki “finansal baskı” döneminde insanların tasarruflarını bankalara yatırma eğilimi sınırlıydı. Zira banka faizleri konulan tavanlar sebebiyle reel olarak eksiye düşüyordu. Halk da tasarruflarının önemli bir bölümünü gayrimenkul, altın ya da kaçak elde ettiği dövizde değerlendiriyordu. Şimdilerde finansal bankalar faizleri kendileri belirliyorlar. 1980 öncesine göre tasarruf havuzunun büyümesini de eklerseniz hane halkından bankalara giden fon kaynağı çok fazla. Bankacılık kesiminin büyümesinde bu faktör önemli rol oynadı.

Ancak sektörün daha da büyümesi, yazının girişinde aktarılan erişim engellerinin ortadan kaldırılmasından geçiyor. Bankalar kârlılıklarını artırmak için son yıllarda komisyon bazlı gelirlere yükleniyorlar. Başarılı da oluyorlar. Ancak tüm sektöre de bir maliyet getiriyorlar: Finansa (bankacılık hizmetlerine) erişimin engellenmesi. İnsanlar bu engelleri görünce bankacılıktan uzaklaşıyorlar. Türkiye’deki havaalanlarında 15 liraya satılan sandviçlerin kendilerini sattıramadıkları gibi, 30 TL’lik transfer komisyonları da insanları bankalardan uzaklaştırıyor.

Banka yöneticilerine buradan sesleniyorum: Erişimi artırmak için BDDK’nın düzenleme yapmasını beklemeyin. Bu engelleri kendiniz ortadan kaldırın.

Fransa, Afrika’da

Bosna’da yüz binlerce insan katledilirken Fransa’da yaprak kıpırdamamıştı. Şimdilerde Suriye’deki olaylara da Fransız kalıyor Fransızlar. Birdenbire Mali’ye gösterdikleri bu insani ilgi neden dersiniz?

Bu ilginin birbiriyle ilintili iki ana sebebi var. Birincisi, Fransa’nın eski kolonilerindeki iddiasının devam ettirilmesi. İkincisi Mali’nin kaynakları.
En son olarak Fransız ordusu Fransız nükleer enerji şirketi Areva’nın hizmetine girdi. Le Point’ın yazdığına göre Fransız ordusunun “elit” birlikleri Areva’nın kontrolündeki uranyum kaynaklarını korumaya başladı.

Batıya Doğru Akan Nehir

Bekir Karlığa yönetiminde TRT tarafından hazırlanan bu belgesel, Doğu’nun Batı’ya öğrettiklerini anlatan kısa bir dünya tarihi turu yaptırıyor. Dünya standartlarında görselliğe sahip belgesel, muhteva açısından muhtemelen dünyada bir ilk. YouTube’dan da izleyebilirsiniz.