Posts Tagged cari açık

Dış Açıklarda Düşüş Sevindirici ! Doların Düşüşü ise Geçici

Murat Yülek, Dünya Gazetesi, 19 Ekim 2009

Dış Açıklarda Düşüş Sevindirici !

Evet öyle. Ancak yanlış sebepten dolayı!
Habertürk yazarlarından Dr. Ercan Kumcu saygıdeğer bir iktisatçıdır. Sahsen tanımam ancak yurt dışında öğretim üyeliği, Türkiye’de ise Merkez Bankası Başkan Yardımcılığı ve banka yöneticiliği yapmış olması ona geniş bir deneyim kazandırıyor. Bununla birlikte, anglofonların dediği gibi, kendisine tüm saygımla “I beg to differ” demek zorundayım…
Geçen hafta, Habertürk gazetesinin ekonomi ekini köşesini uçakta okurken “Dış Açıklarda Düşüş’ün Neresi Sevindirici ?” yazısını okudum. Yazıda kısaca şunlar söyleniyor:
1. Bu sene dış açıkların azalması (tabi ki) sevindirici ancak “bunun karşılığında ödenen bedel çok fazla oldu.”
2. “Türkiye ekonomisin önündeki en büyük kısıt dış kaynaktır. … Yurtdışının bize yönelik cömert olduğu dönemlerde hızla büyüyebiliyoruz. … Kısa dönemde topraklarımızın altında petrol ya da altın bulamadığımız takdirde dışaçıklarla yaşamaya mecburuz.”
Burada Dr. Kumcu iki hata yapıyor.
Birincisi basit olanı: 2009’da büyüme ile dış açığın daralması sebepselliğini tersine okuyor. Büyüme bu derece daraldığında “diğer faktörler aynı kalmak kaydıyla” cari dengenin düşmesini beklemek esasında artıya geçeceği çok tabii bir iktisatçı refleksidir. Bir ekonomide tersi de olabilir, ancak bu seneki Türkiye tecrübesi açık olarak birinci durumdur.
İkincisi: Türkiye ya da bir başka ekonominin “büyümesi önündeki en büyük kısıt dış kaynaktır” deyip bunun bir “anomali” olduğunu ve politikalarda yapılacak reformlarla bunun değişmesi gerektiğini söylememek , bir doktorun boyu uzamayan gence, bol bol McDonalds ve diğer sağlıksız ancak şişmanlatıcı yemekleri yemesini önermeye benzer – genci hem kısa boylu hem de obez hale getirisiniz!
İşin özü şudur: dış kaynak bir özellikle gelişmekte olan bir ekonominin hızlı büyümesi için ne yeterli ve ne de gerekli şarttır.
• Olması, kaynağın doğru kullanılması şartıyla faydalıdır. Kaynak (ya da makroiktisatçıların deyimiyle “dış tasarruflar”) yanlış kullanılırsa sadece gelecek nesillerin sırtına borç yükler; ya kamu ya da özel kesim aracılığıyla.

• Olmaması ise gerekli politikalar uygulanırsa büyüme kısıtı oluşturmaz. Buna verilecek yabancı ülke tecrübeleri vardır. Ancak uzağa gitmeye gerek yok, Atatürk’ün idarede olduğu 1933’lere uzanan genç Türkiye, kendi kaynağını, hem de bir ölüm kalım savaşının hemen ardından olmak üzere, gerçekleştirmiştir. “10 yılda yurt demirağlarla donatılırken” hangi dış kaynak kullanılmıştır? Evet, aradan 75 sene geçmiş, dünya konjonktürü ve ekonomik yapısının o günlerle bir ilişkisi kalmamıştır. Ancak temel prensip aynıdır: “petrolun, altının yoksa” ağlamana gerek yok; dış açığa bağımlılık da zorunlu değil, sürdürülebilir akılcı politikalar geliştirmen yeterli.

Doların (bu) düşüşü “kısa” vadeli

Önceki yazılarda altını çizdiğim hususların bu konjonktürde bir kez daha hatırlatılması gerekiyor:
“Paranın pul olması diye bir deyim vardır Türkçe’de. Tüm bu yollar doların uzun vadede pul olmasına sebep olacak gibi gözüküyor.” (16 Şubat 2009)
Doları “pul” haline getirecek faktörler basit:
• Finansal krizin maliyeti
• Ekonomiyi yeniden canlandırma maliyeti
• Şu ana kadar da çok artmış olan, buna karşılık yakın zamanda daha da yükselecek olan ( o kadar ki IMF ve Fed bile diplomatikliği bir tarafa bırakmış alarm çanları çalıyor ve teşviklerden “exit” politikalarının şimdiden konuşulmasını istiyor) kamu borcu
• Sosyal güvenlik sisteminin tamirinin maliyeti
Peki doların euro karşısındaki şu anki sıkıntıları doların “pul” olduğunu mu gösteriyor?
Cevap hayır. Paritedeki bu zayıflama geçici. Zaman veremem ancak doların euro’ya karşı tekrar güçlenmesini, muhtemelen 1,30’lara yaklaşmasını, bekleyin. Sebebi yine önceki yazılarda tartışıldı:
“ Durumu karmaşıklaştıran faktör Avrupa ekonomilerinin de geleceğinin pek sağlıklı gözükmemesi” (16 Şubat 2009). Dolar (ABD) zayıf ama euro (Avrupa) ondan çok da iyi durumda değil. Kısa vadede paritede bu tür büyük ölçekli “swingleri” çok göreceğiz.

Tags: , , , , ,

Türkiye Krizi Neden Bu kadar Şiddetli Geçiriyor?

 

Dünya Gazetesi , KÜRESEL BAKIŞ, 31 Ağustos 2009 (http://www.dunyagazetesi.com.tr/yazar.asp?authId=42&id=59076)

Türkiye finansal kriz yaşamadı. Tabiri caizse, deprem değil, uzaktaki depremin tsunami etkisini yaşıyoruz ve ekonomi yavaşlıyor.  Ancak ilk çeyrekteki rekor daralma ve henüz açıklanmayan ikinci çeyrek daralması krizi yaşayan ülkelerden çok daha dramatik.

Avrupa’da işler iyi değil. Öyle ki, gazete manşetlerinde yıllık değil önceki çeyreğe göre olan büyüme rakamları öne çıkartılıyor; “Alman ekonomisi ikinci çeyrekte yüzde 0,3 büyüdü”  şeklinde e-mail hesabınıza gelen haberin ancak detayına girince yıl bazında rakamın eksi altılara yakın olduğunu anlayabiliyorsunuz.

Herşeye rağmen, ister büyüme rakamları ister işssizlik rakamlarına bakın, Türkiye’nin  krizin reel etkilerini Avrupa ve ABD’den daha derin yaşadığı rahatça görülüyor. Bankalarımız sağlamken ve büyük şirket batmaları yaşamazken dışarıdaki krizin reel etkilerini neden dışarıdaki ülkelerden daha fazla hissediyoruz?

Seçilmiş ülkelerde büyüme performansı

Türkiye Q1 -13.8
ABD Q2 -3,9
Almanya Q1 -6.7
  Q2 -5,9
Fransa Q1 -3,4
  Q2 -2,6
Japonya Q1 -8,8
Brezilya Q1 -1,8
Rusya Q1 -9,5
İngiltere Q2 -5,6
Polonya Q1 1,9
AB-27 Q1 -4,7
  Q2 -4,8
Meksika Q1 -8,2

Not:  AB istatistikleri çalışma günü düzeltmesiyle oluşturulmuştur.

Yakından ilişkili bir başka soru daha var. Bu yılın ilk üç ayında Türkiye ekonomisi yüzde 14 daraldı. Aynı çeyrekte, iki milyar dolara yakın cari açık vermeyi başardık! Sonraki üç ayda (ikinci çeyrek) cari açık büyüdü ve beş milyar doları aştı.

Bu kadar hızlı daralan bir ekonomi, yılın ilk altı ayında cari fazla vermeyi bir tarafa bırakın nasıl yedi milyar dolara yakın (aşağı yukarı 2003 yılının toplam cari açığına denk) açık veriyor?

İkinci soruyu daha da açalım. İç talebin gerilediği ve düşen ihracat ile birlikte özellikle sanayi üreticisini vurduğu Türkiye’de ithalatın daha hızlı düşmesi beklenmez mi?  Cari açığın bu haliyle, dışarıdan borçlanmaya devam ederek, Türkiye olarak “büyük bir fedakarlık”  yaparak diğer ülkelerdeki üreticiye destek olmaya devam ediyoruz.

Soruların cevabı açık: (aşırı) değerli TL.

Bazıları, ithalatın yeteri kadar daralmamasında “yapısal faktörlerin” de rol oynadığını söyleyecektir. Haklılar. Ancak tek cevap bu değil. Ayrıca, ülkemizde pek de aciliyeti olmayan süper lüks arabalardan cep telefonu aparatlarına kadar kriz ortamında pek de güçlü olmamasını beklediğiniz ithalat kalemlerinin de devam ettiğini unutmayalım.

Krize rağmen ve istatistiksel açıdan açıklayamasak da Türk ekonomisine net döviz girişi devam ediyor. IMF anlaşması yapılması durumunda ortaya çıkacak kaynak ve beklentilerin de etkisiyle TL daha da değerlenecek. Türk ekonomisi de yabancı ülkelere verdiği desteği  ve meşhur “kırılganlığını” devam ettirecek!

 Untitled

Tags: , , ,