Posts Tagged IMF

Neden IMF?

Murat Yülek, Küresel Bakış, Dünya Gazetesi, 4 Ocak 2010

Bu, eski bir IMF çalışanının IMF karşıtı bir yazısı değil. Sadece alınan ekonomik bir kararın mantığını sorgulayan bir iktisatçının merak ifadesi.
Küresel ve tarihi boyuttaki bir finansal krizin en zor kısmı, Türkiye’de finansal açıdan hiç bir zarar oluşturmadan geçti. Bu hükümetin, BDDK’nın ve Merkez Bankası’nın başarısı. Anayasa kitapçığının büyük boy döviz ve bankacılık krizlerine dönüştüğü yakın geçmişimizi hatırlarsak, şu anda içinde yaşadığımız durumun değerini daha iyi anlarız.
Krizin bizim ekonomimiz üzerinde iki ana etkisi oldu. Birincisi; bütçemiz bozuldu. Ancak karşılaştırmalı bakılırsa bizim bütçemizin durumu Avrupa’da az sayıdaki en iyiler arasında. İkincisi; reel ekonomimiz yıkıldı; ekonomimiz yüzde 6 daraldı ancak büyük sayılabilecek bir cari açığı da vermeyi başardık. Kendi ekonomimizde kriz görmemişken reel ekonomimizin bu kadar daralmasının ve eş zamanlı olarak cari açık vermemizin sebebi ise aşırı değerli TL.
İşte bu arkaplan vakiyken sorum şu: Krizi (hemen hemen) atlattıktan sonra hükümet neden IMF ile anlaşma imzalıyor?
Yani, alınan kararın sebebini anlamaya çalışıyorum. IMF ile anlaşma yapmanın olası getiri ve götürüleri aşağıda. Önce gelecekteki dönem ile ilgili bazı beklentilerimi (tekrar) paylaşayım:
• Bir yıldan fazla süredir altını çizdiğim gibi 2010 ve muhtemelen ondan sonraki bir-iki sene uluslararası finansal piyasalarda likiditenin (dolar, euro ve yen) bol olduğu dolayısıyla (sağlam borçlanıcılar için) borçlanmanın kolay ve maliyetininin düşük olacağı bir dönem olacak.
• Batı ekonomilerinde talep düşük kalacak. Bu, genel olarak bizim gibi kuru değerli ülkeler için işkence dönemi manasına geliyor. Kurunuz değerliyken eğer temel ihraç ürünlerinizin hedef piyasalardaki fiyat ve gelir elastikiyeti düşük ise mesele yok. Eğer tersiyse vay halinize; kazanan Çin olacak. Siz ise işsizlik ve yavaş büyüme yaşayacaksınız. Bir de iç piyasanız zayıfsa, üretiminizin artması için elinizde silah kalmıyor.

Şimdi IMF ile anlaşma yapmanın olası fayda ve zararlarına bakalım. IMF ile anlaşma ile sağlanacak faydaları ve sonuçları:
• Borçlanma maliyetinde, piyasalardan borçlanma alternatifine göre (az) bir miktar avantaj sağlanacak. IMF borçlanmasının (pahalı) iç borçlanmaya alternatif olduğunu düşünüyorsanız bu kez de SDR ile borçlanmanın kur riskini aldığınız için bunun risk primini de gölge maliyet olarak efektif borçlanma maliyetinizin üzerine eklemelisiniz.
• İMKB yükselmeye devam edecek. Ancak, İMKB bu sene reel ekonomiden neredeyse tamamen bağımsız olarak zaten altın bir yıl yaşadı. Endeks şu anda 2007 Eylül seviyelerinde. Endeksi, yatırımcıların ekonominin geleceğine yönelik rasyonel beklentilerinin göstergesi olarak kabul edersek , krizin reel etkilerinin ileri dönük olarak pek iç açıcı olmadığı, en azından belirsiz olduğu bir dönemde borsanın daha da yükselmesi köpük manasına gelmeyecek mi?
• “Güven” gelecek iç talep yükselecek. Ekonomi IMF’siz alternatife göre daha yüksek hızda büyüyecek. İnsanlar (bazıları) kendilerini daha iyi hissedecek. Ancak bundan temel faydayı bizim üreticilerimiz değil diğer ülke ihracatçıları sağlayacak. Cari açık mantıksız seviyelerde seyretmeye devam edecek.
IMF ile anlaşmanın zararları:
• Kur reel olarak değer kazanacak. Bir sene içinde TL/dolar paritesinde 1’li rakamları konuşmaya başlayacağız. Zira Türkiye’ye IMF anlaşması olmasa da bol yabancı sermaye girecek. IMF anlaşması da gerçekleşirse artan güvenle birlikte para ve sermaye girişi daha da hızlanacak. İhracatçı daha zor durumda kalacak. İthal mallarla yurt içinde rekabet eden sanayici de. Cari açık rekor kırmaya devam edecek. Kırılganlık artacak.
• “Krizi IMF desteği olmadan atlatmış olma” reputasyonunu elimizin tersiyle itmiş olacağız. Yani, “alelade” Doğu Avrupa ülkesi olacağız. Ukrayna’dan pek bir farkımız kalmayacak!

Kısacası, şu aşamada IMF ile anlaşma yapmak bünyemizi güçlendirici bir diyet değil, kendimizi kısa süreli iyi hissetmeye yarayacak bir enerji içeceğine benzer.

Son söz: IMF ile anlaşma imzalamaya ihtiyaç yok. Ancak, IMF tartışmasını lütfen artık daha fazla uzatmayalım. Yapılacaksa yapılsın. Birileri, “sebepsiz” yere IMF ile anlaşma yapıldığına göre “kamu dengeleri açısından acaba durum göründüğünden daha mı kötü” diye sormasın.
Not: Hürriyet Gazetesi’nin kaptan köşküne bir iktisatçı geçti. Hayırlı olsun. İçinde yaşadığı ülkesine, fildişi kulenin dışına çıkarak bakmayı başaran bir genel yayın yönetmenliği yapması dileğiyle başarılar diliyorum.

Tags: , , ,

IMF – WB Toplantılarının Ardından

Murat Yülek, Dünya Gazetesi, 12 Ekim 2009

Istanbul, yüzün üzerinde ülkeden kamu kesimi, finans kuruluşları ve STK’ları temsil eden binlerce katılımcının hazır bulunduğu büyük bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da IMF-DB toplantıları bu iki grubun yıllık düzenli toplantıları, bunların öncesinde düzenlenen seminerler ve tüm bunlara paralel olarak çeşitli finans kuruluşlarınca düzenlenen paralel seminerlerden oluşru.
Ekim 3-5 arası katıldığım oturumlardaki tartışmalarla ilgili bana göre ana noktalar şunlar:
• Hem kuruluş hem de kişisel bazda en çok konuşulan konuların başında krizden çıkış stratejisi (exit strategy) geliyordu. Kelimeler sizi aldatmasın, çıkış stratejisinden kasıt, kriz sonrasında iyice açılan maliye ve para politikasının nasıl “normale” döndürüleceği.
• IMF-WB toplantıları dışındaki kapalı oturumlardan birisinde, uluslararası kuruluşlardan birisine mensup tanınmış bir uzmanın Avrupa ve ABD ile ilgili çizdiği borç projeksiyonu resmi hiç de iç açıcı değildi. “Mali konsolidasyon” baskısı buradan kaynaklanıyor. Parasal daralma baskısı ise piyasaya verilen milyarlarca doların (ve euro’nun) enflasyonist etkilerini ortadankaldırmak için nasıl geriye çekileceği ile ilgili. Bu iki baskı altında, toplantılarda önce maliye politikasının daraltılması mı yoksa parasal daralma mı gibi şu an için prematüre ve henüz sağlam temellere oturmayan tartışmalar da oldu.
• Bu tartışmalar, “krizin dibinin” görülmüş olduğu şeklinde gizli bir varsayıma dayanıyor. IMF-WB toplantılarındaki tartışmalar ve hem oradaki hem de sonradan Viyana’da gördüğüm genele yakın kanı bu. Ne diyelim – inşAllah haklılar!
• Öte yandan, “kriz geçti mali konsolidasyona gidelim, para arzını azaltalım” havası henüz yok. Hem G20 hem de IMF-WB toplantılarının konsensüs, krizin etkilerinin tamamiyle ortadan kalkdığına emin olmadan, prematüre bir politika değişikliğinin riskli olacağı yönünde.
• Bunun temelinde, ABD ve Avrupa’da bankacılık alanındaki “sakin” havaya rağmen, olası ikinci round etkileri ve beklenmedik bilanço hareketleri/batmalardan duyulan korku yatıyor.
• Toplantılarda, ayrışma, küresel dengesizlikler gibi konular tekrar gündeme geldi. Ama herhangi bir tutarlı ve kabul görebilir çözüm önerisi yoktu. Krize giden yıllar boyunca, bir tarafta Çin gibi yüksek cari fazla verip rezerv biriktiren ülkeler diğerinde ABD gibi cari açık veren ülkelerin doğurduğu bu resim şu anda perk farklı durumda değil. Çin’in kurunu 7 renminbi’nin altında fiilen dolara sabitlemiş olması ve son dönemde birlikte renminbi’nin dolarla birlikte diğer kurlara karşı değer kaybetmesi en başta doğu Asya’da olmak üzere tüm dünyada rahatsızlık yaratıyor. Avrupa’da başta olmak üzere doların yukarı çekilmesi çabası boşuna değil.
• Küresel dengesizlik tartışması kayda geçse de, IMF-Wb toplantılarında “olmayan” (en azından cesametine göre çok düşük profilli yer alan) ülkelerin başında Çin geldi. Latin Amerika’dan “havalı” merkez bankaları yetkilieri ve bankacılar hemen her oturumda “ders verirken” geçen sene 450 milyar dolara yakın cari fazla veren, dünyanın en yüksek rezervlerine sahip ülkesinin tabir caizse siperde yer alması ilginç geldi bana.
• Siperde yer alan bir başka kesim rating firmalarıydı. Krizin en başta gelen aktörleri olan rating’cileri ben sadece bir kapalı oturumda görebildim. O oturumda konuşan önemli bir rating firması yetkilisi, bankaların, düzenleyici otoritelerin kendilerini sorgulayıcı tavirlarıyla değil, daha çok ders verir yaklaşımdaydı. Çeşitli oturumlarda rating firmalarının krizdeki rolu, ilerideki dönemdeki reform ihtiyacı bazı katılımcıların sorularıyla dile getirildi. Ancak, tatmin edici bir cevap gelmedi. Rating firmaları etrafındaki kara deliğin aşılması (skorlama yöntemlerinin analitikliği, standardizasyonu vs) başka oturtumlara kaldı.
• Bankacılık regulasyonunun geleceği , özellikle yeni şartlara sektörü ve yenilik dinamizmini boğmadan, uyumu konusunda içerik açısından kayda değer bir notum yok. Tartışmalar devam edecek.

Tags: , , , , , ,

G20’nin Sonucu Güçlü IMF

Dünya Gazetesi
28 Eylül 2009, Küresel Bakış

Geçen haftaki G20 toplantısı, güzel kaleme alınmış ve bir çoğumuzun altına imza atabileceği bir bildirgeyle sona erdi. Sorun, bildirgenin daha çok bir “wish-list” görünümünde olması, çok çeşitli konulara el atması, içinde önemli tutarsızlıkların olması ve en önemlisi imzalanan kararların başarıyla uygulanıp uygulanamayacağında. Bir başka deyişle niyet iyi ama sonuç belirsiz.
Dikkati çeken magazinsel bir nokta; anlaşıldığı kadarıyla yaklaşan seçimlerde işlerine yarasın diye Gordon Brown ve Angela Merkel’in önerileri bildirgeye isimleriyle verilmiş. Mr. Sarkozy’nin performansı Pittsburgh’da nedense düşmüş; metinde ismi geçmemiş! Neyse ki sonuç duyurulurken Mr. Obama’nın yanında Gordon Brown ile birlikte yer almayı başarmış.
Ucuz krediye son mu? Devam mı?
Önce tutarsızlıklardan başlayalım. G20 liderleri yayınladıkları bildirgede en kısa anlatımıyla dünya ekonomisinin ucuz/kolay kredi genişlemesiyle desteklenen “boom-bust” /“şiş balon-patla balon” tipi büyüme paterninden sürdürülebilir bir büyüme paternine geçmesi gerektiğini söylüyorlar. Peki şu anda hem ABD, hem Japonya hem de Avrupa’da krizden çıkışın ana politika aracı ucuz para yani ucuz kredi değil mi?
Politika Koordinasyonu
Gelelim sonuçlara. Liderlerin anlaştıkları en önemli nokta, politika koordinasyonu. Kasım 2009’a kadar Maliye Bakanlıkları ve Merkez Bankaları bir “Çerçeve Politika” oluşturmaları öngörülüyor. Böylece G20 ülkelerinin krizden çıkış süreci ve sonrasında politika koordinasyonunu güçlendirmeleri kararlaştırılıyor.
Bu konu şansa bırakılmamış. Alınan kararlara göre IMF hem ülkelere ekonomi politkaları danışmanlığı fonksiyonunu güçlendirecek (muhtemelen güçlendirilmiş Article IV süreciyle) hem de ülkelerin politikalarının birbirleriyle tutarlı ve uyumlu hale getirilmesini sağlayacak. Bu da, ikinci önemli sonuç. Pittsburgh Zirvesi IMF’yi müthiş bir şekilde öne çıkartıyor. Hatırlayın daha iki sene öncesine kadar IMF’nin artık bir fonksiyonu kalıp kalmadığı konuşuluyor ve kuruluş eleman çıkartıyordu. Dünyada şu anda ulusal politikaların birbirleriyle tutarlı hale getirilmesini sağlayabilecek tek uluslararası kurum var – IMF. Sonuç bildirgesinde IMF’ye çok önemli görevler veriliyor: G20 ülkeleri için ileri dönük makroekonomik değerlendirmeler çerçevesinde bu ülkelerin milli maliye ve para politikalarının birbirleriyle tutarlılıklarının incelenmesi ve bunun G20 ve IMFC’ye rapor edilmesi.
Politika koordinasyonu çok önemli bir konu. Liderlerin yayınladığı sonuç bildirgesine göre “G20’ler güncelleştirilmiş politika hedefleri konusunda anlaşacaklar; orta vadeli politika çerçevelerini ve sonuçlarını bütüncül olası sonuçlarıyla değerlendirecekler; ortaya çıkabilecek finansal riskleri göz önünde tutacaklar ve bunlara göre milli politikalarını gözden geçirecekler.” Bunların altına bir çoğumuz imza atarız. Soru: bu göz yaşartıcı seviyede politika koordinasyonu realist bir bakışla ne ölçüde gerçekleştirilebilir? Kısa cevap: tatmin edici seviyede değil. AB’nin kendi içindeki çok daha basit seviyedeki politika koordinasyonunda yaşanan komedileri hatırlayın.
Finans Sektörü Düzenlemeleri
Sonuç bildirgesindeki, bir başka önemli konu finans sektörünün düzenlenmesiyle alakalı. Önceden başlayan çalışmalardan henüz fazla bir sonuç alınamadı. Bu bildirgeden sonra sermaye yeterlilik oranlarının yükselmesi gerçekleşecek gibi. Bankaların kolay borçlanmaları ve dolayısıyla kolay borç vermeleri engellenecek. Kullanılan dil mutedil. Ancak baştada değindiğim gibi şu dünya ekonomisinin üçte ikisini oluşturan ana ekonomilerde krizden çıkış için bunun tam tersi politikalar uygulanıyor.
Banka yöneticilerine verilen primlerin uzun vadeli başarıya endekslenmesi ve sıkı denetlenmesi kararı olumlu. OTC ürünleri borsa kapsamına alınması, yakından izlenmesi, şeffaflığının artırılması da öyle. Batışı dünya üzerinde etki yapabilecek büyük uluslararası finansal kuruluşların uluslararası faaliyetleri daha sıkı denetlenmesi öngörülüyor. Zor ama doğru bir karar. Uluslararası muhasebe stadartlarının güçlendirilmesi, uluslararası muhasebe standartlarını geliştiren IASB’nin güçlendirilmesi, vergi cennetlerinin sistem içine alınmasına devam edilmesi de doğru kararlar. Mesele uygulanmalarında.
Para-Maliye Politikaları
Tutarsızlıkların olduğu başlıklardan birisi. Bildirgede, uzun süredir büyük cari açık veren ülkelerin “özel tasarrufları yükseltmesi” ve “maliye politikasını daraltması” kararlaştırılıyor. Bu en başta ABD’yi, yani son 5 senedir konuştuğumuz “ dengesizliklerin” epi-center’ını ilgilendiriyor. Peki tekrar büyüyebilmek için özel tüketim ve kamu harcamalarına bağımlı olan ABD altına imza attığı bu politikayı uygulayabilir mi?
ABD’nin durumunu bir tarafa bırakırsak. Bildirgenin başka kısımlarında krizin ortaya çıkardığı yavaşlamanın aşılmasında “şu ana kadar uygulanan para ve maliye politikalarının başarılı olduğu” ve bu sürecin sonuna kadar götürülmesi için şu ana kadar kısaca “ne gerekiyorsa yapılacağı” söyleniyor.
Dolayısıyla, kolay para ve maliye politikalarına devam.
Diğer konular
Bildirgede, enerji güvenliği ve çevre, fakir kesimlerin desteklenmesi, yüksek becerili iş sahalarının açılması, korumacılığın sona erdirilmesi, G-20 Framework for Strong, Sustainable, and Balanced Growth, IMF ve Dğnya Bankası yönetişim kalitesinin yükseltilmesi gibi çok çeşitli konulara girilmiş.
Keşke iki günlük toplantı bu kadar iddialı bir gündeme sahip olmasaydı. Bu başlıklardan bazılarının altına, prensip olarak alkışlanacak hedefler konulmuş. Ana sorular: acaba bu kadar önemli başlıkların iki günde yeterince tartışıldığını düşünebilirmiyiz ve bu kadar iddialı bir gündemi G20 nasıl takip edecek?
IMF – Dünya Bankası Yönetişim kalitesi başlığı yeterli ipucunu veriyor: zengin ülkelerden fakir ülkelere yüzde 3-5 arasında kota kaydırılması!
Gelecek hafta IMF toplantılarında olacağım. Konu tartışılır mı dersiniz?

Tags: , , , ,

Kerem Alkin – IMF Esnek Kredi Mekanizması

IMF sürecini yılan hikayesi haline getirerek ve “bize güvenin iyi pazarlık yapıyoruz” yaklaşımı yerine daha net mesajlar verilmeli. Türkiye’de karar alıcıların, not iyileştirmelerinin ardından bu konuya daha yoğunlaşması gerekiyor. Hazine konuya daha çok borçlanma maliyeti açısından bakıyor. Ancak tek boyut bu değil.

Dahası, IMF ile anlaşma yapmak zorunda değiliz. Reel ekonomi açısından bu krizi en şiddetli geçiren ülkelerin başında geliyor olsak da, IMF desteği almadan krizi atlatmış olmanın getireceği korkunç bir prestij ve “IMF’den mezuniyet” sinyali olacak. Bunu geçen seneden beri yazıyorum. Kısacası, IMF ile bir program yapılacaksa yapılsın, yapılmayacaksa yapılması, eğer IMF “stand-by” da tutulmak isteniyorsa da öyle yapılsın. Yeter ki piyasaya net mesajlar verilsin.

Prof. Dr. Kerem Alkin, 15 Ağustos 2009′da Referans Gazetesi’ndeki köşesinde yazısında (http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=127763&YZR_KOD=78) Türkiye açısından IMF Esnek Kredi Mekanizması üzerinde duruyor.

“… İstanbul Ticaret Odası’nın Ekonomi Danışmanlar Kurulu’nda birlikte yer aldığımız Doç Dr. Murat Yülek, bitirdiğimiz hafta salı günü gerçekleşen son toplantıda önemli bir hususa işaret etti.

Doç. Dr. Yülek, IMF’in Meksika ile birlikte yürüttüğü Esnek Kredi Mekanizması veya Esnek Kredi Kolaylığı uygulamasına işaret ederek, Meksika’nın sahip olduğu makro göstergeler ve performansıyla böyle bir anlaşmayı hak ettiğini, Türkiye’nin de benzer bir makro ekonomik performans içerisinde olmasından dolayı benzer bir anlaşmayı hak ettiğini vurguladı. Murat Yülek, bu nedenle, tipik bir stand-by anlaşmasının yarar getirmeyeceği noktasından hareketle ki ben de aynı görüşe katılıyorum- Esnek Kredi Mekanizması’nı önerdi ve Meksika’nın sadece Esnek Kredi Mekanizması’nın uluslararası piyasalarca bilinmesi sayesinde, IMF kaynağına dokunmadan, ama bu kaynağın varlığı sayesinde çok iyi koşullarda borçlandığını, kaynak bulabildiğini belirtti. Bu nedenle, Başbakan Yardımcısı Babacan başkanlığındaki ekip tipik bir stand-by sürecini halen yürütüyor; yoksa Murat Yülek’in önerdiği mekanizma masaya yatırılabilir mi, Babacan veya ekibinden bir yetkili açıklamada bulunur ise çok sevineceğiz. …”

Tags: , , ,

Türkiye IMF’den Esnek Kredi (FCL) İstemeli

Murat YÜLEK
Dünya Gazetesi, KÜRESEL BAKIŞ, 03.08.2009

Son dönemde dünya ekonomisi gelişmekte olan ülkeler lehinde ayrışıyor. Temmuz başında güncellenen IMF Dünya Ekonomik Görünümü (WEO) projeksiyonları rakamları da bunu destekliyor.

En son WEO projeksiyonlarında (Temmuz 2009) ABD ve Avrupa ekonomilerinin daralmanın en az 2009 son çeyreğine kadar sürmesi öngörülüyor; bu çeyrekte, ABD ekonomisinin 2008 dördüncü çeyreğine göre yüzde 1.4, Avro alanının da yüzde 3.8 daralması bekleniyor. 2008 dördüncü çeyreğinin vehameti ortada olduğuna göre 2009 son çeyreğindeki bu daralma beklentisi pek iç açıcı değil. IMF, 2010 için daha iyimser ancak raporda uzun dönemli düzelmenin zaman alacağının altını çiziyor. Aynı raporda gelişmekte olan ülkelerin 2009 ve 2010’da çok daha hızlı büyümeleri öngörülüyor (2009’un son çeyreğinde yüzde 6’ya yaklaşan fark).

Gelişmekte olan üç ülkenin benzerlik ve farklılıkları bence önemli: Türkiye, Brezilya ve Meksika. Her üçü de krizlere alışık, ancak hızlı büyüyebilen büyük ekonomiler. Meksika ve Brezilya dünyanın en büyük ekonomilerinden ABD’ye komşu; Türkiye ise AB’ne. Her üç ülke de son dönemde olumlu makroekonomik performans gösterdiler: hızlı büyüme, rezerv birikimi, olumlu enflasyon gelişmeleri, mali denge ve borç stoğunda olumlu gelişmeler gibi. Hatta, 2002’de Brezilya’da sol, Türkiye’de ise “İslamcı” hükümetlerin başa geçmesi çok tartışılmıştı. Sonuçta her iki ülkedeki hükümetler de uluslar arası piyasalarda prestij kazandılar ve tekrar seçildiler. Farklılıklarına gelince; çok sayıda farktan benim üzerinde durduğum nokta Brezilya’nın tarım ve tabii kaynaklarının, Meksika’nın da petrolunun ihracat üzerindeki olumlu etkileri.

Son dönemde her üç ülkede de, farklı derecelerde de olsa bir takım benzer gelişmeler oldu: borsalarında düşüşler (sonra da hızlı düzelme), yerel paralarında değer kayıpları, mali dengenin bozulması, bankacılık yapısının sağlıklı kalması gibi. Farklılıklara gelince: Türkiye’nin bozulan dış dengesi düzelirken Meksika ve Brezilya’nınki kötüleşti ancak rahatlıkla idare edilir seviyede kaldı. Buna karşılık, Türkiye’nin iç dengesi (bütçe) diğer iki ülkeye göre daha yüksek oranda kötüleşti. Büyüme performansı ve beklentileri ise, aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi tabii kaynak açısından en zengini olan Brezilya’dan en fakiri olan Türkiye’ye doğru yüksek farklılık gösteriyor.

2009 2010
Türkiye -5,1 1,5
Brezilya -1,3 2,5
Meksika -7.3 3,0
Kaynak: IMF – Temmuz 2009

Şimdi IMF ile ilişkilere gelelim. Her üç ülkenin ayrı bir hikayesi ve durumu var. Brezilya IMF’ye ihtiyaç duymuyor. Bu ay tamamlanan IMF 4. Madde istişareleri sonucunda Brezilya IMF’den tabiri caizde yıldızlı aferin aldı ve IMF’den ülkeye gelen en önemli istek, ekonominin daha hızlı hareketlenmesi için mali genişleme oldu.

Meksika ise Nisan ayında, IMF’nin bazılarınca “free money” diye adlandırdıkları yeni esnek kredi enstrümanını (FCL) kullanmak üzere anlaşma yaptı. Anlaşma toplam 47 milyar dolar üzerinden yapıldı. Şu ana kadar Meksika hiç para kullanmadı. FCL, kısaca IMF sınavlarından “mezun olmuş” ancak krizden etkilenen ülkelere, krizin etkisini azaltmak üzere verilmiş bir güvence manasında geliyor. Ülke, mali ve parasal disiplin açısından kendini ispatladıysa şartlılık koymasızın MF desteğini almış oluyor. Ruh olarak stand-by mantığına çok yakın.

IMF’nin FCL anlaşması yapabilmesi için istediği ve Meksika’nın yerine getirdiği ana yetkinlik şartları şunlardı:

• Devam ettirilebilir dış denge
• Ödemeler dengesinde, sermaye hesabının büyük ölçüde özel fon girişlerine dayalı olması
• Uluslar arası sermaye piyasalarına erişim gücü
• Yüksek rezerv pozisyonu
• Güçlü maliye, güçlü kamu borç yapısı
• Düşük ve istikrarlı enflasyon
• Güçlü bankacılık sektörü; güçlü denetim
• Data şeffaflığı ve dürüstlüğü

Şimdi Türkiye’ye gelelim. Türkiye’nin durumu yukarıdaki genel hatlarıyla Brezilya ya da Meksika ‘dan kötü değil. Geötiğimiz yıllarda sorun dış dengedeydi. Kriz, dış denge sorununu iç denge sorunu haline getirdi. Türkiye’nin yurt içi ve dışındaki piyasalarda borçlanma sorunu yok. Kriz sonrasında maliyesinde otomatik olarak düzelme olması da kuvvetle muhtemel.

Böyle bir durumda, gelir artırıcı yöntemlerin “kararında bırakılması” bunun yerine maliyede kalıcı düzeltmenin kriz sonrasına ertelenmesi daha doğru. IMF ile anlaşma yapılması Türkiye’nin elini güçlendirir ancak Türkiye’nin FCL tipi bir anlaşmayı tercih etmesi gerekiyor. Böyle bir anlaşma, iç ve uluslararası piyasalardan borçlanma maliyetlerini düşük tutar; IMF fonu gerekirse kullanılır. Dahası, Türkiye’nin bu ölçekte bir uluslararası krizi minimum IMF desteği ile geçirmesi Türkiye’nin reputasyonunu artırır.

Sizce Meksika’ya uygulanan FCL şartları Türkiye’ye uyuyor mu?

Tags: , , ,