15 Temmuz 2013, Murat Yülek, Dünya

Kurdaki son gelişmeler kur politikasının değiştirilmesi için bir fırsat oluşturabilir mi? En baştan söyleyelim, kurların 1.95’lere gelmesi Türkiye açısından hayırlı bir “düzeltmedir.” Zira reel kurda 2011 yılından beri kaydedilen değer artışı ihracat dengesini bozucu etki yapıyordu. Ancak bu düzeltmeleri çeşitli tetikleyici faktörlere, yani şansa bırakmak pek doğru bir politika gibi gözükmüyor bana.

Resmi olarak bir “kur politikamız” yok. TCMB 2000’li yılların başından itibaren enflasyon hedeflemesi (EH) adlı bir politika çerçevesi güdüyor. Bu çerçeve, TCMB’nin doğrudan enflasyonu hedeflemesi ve bu amaçla faiz aracını kullanmasına dayanıyor. Türkiye’de zaman içinde EH çerçevesi bir miktar değiştirildi ve “yerelleştirildi”; bu köşede adını “EH v.2.0” koymuştuk.

Buna karşılık, kur açısından Merkez Bankası en baştan beri EH’nin teorik özüne uygun davranıyor. Resmi söyleme göre, TCMB’nin “her hangi bir kur hedefi yok ancak gerektiğinde dalgalanmaları azaltmak için piyasaya müdahale ediyor.”

Ancak, nihai kertede, bu da bir politika ve sonuç olarak bazı negatiflikleri ortaya çıkartıyor: bu politika sonucunda kurda kısa dönemli (yüksek frekanslı) dalgalanmalar azalıyor ancak orta vadeli (3 yıl civarında) daha büyük dalgalanmalar ortaya çıkıyor.

Bu mekanizma şöyle işliyor:

1- Hem Türkiye’nin çekiciliği hem de dünyadaki aşırı likidite sebebiyle sermaye girişleri TL üzerinde değerini artırıcı yönde baskı oluşturuyor.

2- Merkez Bankası nominal kurun kısa vadede istikrarlı kalmasını sağlayıcı müdahaleler yapıyor. Başarılı da oluyor.

3- Ancak nominal kur istikrar kazandıkça, ticaret ortaklarımızla enflasyon farkları sebebiyle reel kur birikimli değer kazanıyor.

4- Kabaca üç yıllık döngülerde, bazı tetikleyici unsurlarla, nominal ve reel kurdaki birikimli değer kazancı sonucu önemli boyutta düzeltmeler (değer kaybettirici) yaşanıyor.

5- Sonra birinci basamaktan süreç yeniden başlıyor.

Aşağıdaki grafikte yukarıda da “stlize” edilen fazları izleyebiliriz:

• Yatay seyir: 2002-2006 (Mayıs) arası: nominal kur yatay seyrederken reel kur tırmandı.

• Düzeltme: 2006 Mayıs ayında nominal ve reel kurda düzelme oldu; reel kur değer kaybetti.

• Düşen / Yatay seyir: Nominal kur 2007 ikinci yarısına kadar değer kazanıp 2008 sonlarına kadar daha yatay bir seyir izledi. Buna paralel olarak reel kur, enflasyon farklarının da etkisinin eklenmesiyle aynı sure boyunca sürekli değer kazandı.

• Düzeltme: 2008 sonu – 2009 başlarında düzeltme geldi. Nominal ve reel kur tekrar değer kaybetti.

• Yatay seyir: 2011 ortalarına kadar nominal kur yine yatay seyretti; reel kur sürekli değer kazandı.

• Düzeltme: 2011 ortasında düzeltme geldi. Nominal ve kur değer kaybetti.

• Yatay seyir: 2013 ortalarına kadar nominal kur yine yatay seyretti; reel kur sürekli değer kazandı.

• Düzeltme: 2013 ortasında düzeltme geldi. Nominal ve kur değer kaybetti.

Yani, TCMB’nin EH politikasının kur açısından sonucu orta vadeli bu zigzaglar oluyor.

Reel kurda iki-üç yıl süren bu döngüler cari açığın şişmesine sebep oluyor. Aynı zamanda da, aşırı değerli kur bir istikrarsızlık unsuru olarak ekonomik aktörlerin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi asılı kalıyor. İki-üç yıllık döngülerin sonunda gelen nominal kur düzeltmeleri, şirketlerin döviz yükümlülükleri üzerinden geri ödeme risklerini gündeme getiriyor.

İhracatçıya, rekabetçi ancak istikrarlı reel kur gerekiyor (dikkat edin “nominal kur” demedim). Bu, en son dalgalanmalar belki de kur politikasının gözden geçirilmesine vesile olur. Fiilen “nominal kur istikrarını hedefleyen” bir sistemden en azından “reel kuru izleyen” bir yaklaşıma geçmek gerekiyor.