Arslan Sanır, Makine İmalatçıları Birliği Koordinatörü

Basında yer alan bilgilere göre, TCMB’nin hazırlamış olduğu “Türkiye İmalat Sanayinin İthalat Yapısı” başlıklı raporda, imalat sanayinde ara malı ve yatırım malı (Makina) ithalatındaki fazlalık analiz edilmiştir. Yaklaşık 20 yıl önce kurulmuş olan Makina İmalatçıları Birliği de sektörü ile ilgili olarak benzer araştırmalar yapmaktadır. Bu konuda bizim tespitlerimizi ve yorumlarımızı aşağıda bilgilerinize sunuyoruz.

Türkiye’nin ithalatında ara malları ile yatırım mallarının önemli yer tutması farklı nedenlere dayanmaktadır. Dış ticaret rejimi ithalatı teşvik eder niteliktedir. Finans kesimi, sanayii desteklemek yerine karını maksimize edecek konulara yönelmektedir. İşçilik maliyetleri vergi ve sigorta primleri ile iki katına çıkmakta, pahalı enerji kullanılmaktadır. Küreselleşme, otomotiv sanayii gibi bazı sektörlerde ara mallarının önemli bir kısmının ithal edilmesini zorunlu hale getirmektedir.

2005 yılı ortalaması 1,35 TL olan dolar kurunun 2008 yılında 1,30 TL olması ise ihracatçıyı zorlayan, ithalatı teşvik eden önemli bir faktör durumundadır. Bu dört yılda yaşanan enflasyon, hammadde fiyatlarında ve işçilikte yaşanan artışlar dikkate alındığında, döviz kurunun düşük olmasının Türk sanayicisinin rekabet gücünü ne kadar olumsuz etkilediği açıkça görülmektedir. Bu olumsuzluğa rağmen ihracattaki artış, verimlilik artışı ile sağlanmıştır, ancak verimlilikteki artışının da bir sınırı vardır. Döviz kurunun daha makul bir düzeyde olması, ihracatı daha fazla artırıcı, ithalatı caydırıcı bir etki yaratabilecekti.

Birliğimizin iştigal alanına giren makina sektörüne baktığımız zaman şunları tespit ediyoruz; Türkiye, Avrupa’nın 6. en büyük makina imalatçısı konumundadır. Takım tezgahları konusunda dünyada 15. sıradaki ihracatçı ve imalatçı ülkesi konumundadır. İhracatımızın % 60’ının yapıldığı en önemli pazarlarımız: Avrupa Ülkeleri, ABD, Rusya, Brezilya gibi, dev firmaların, fiyatla değil kalite ve teknolojileri ile yarıştıkları pazarlardır. Dolayısıyla yatırım malı imalatçılarının önemli kısmında kalite sorunu söz konusu değildir. Sektör, ihracatını 2006 yılında % 26,4 2007 yılında % 39,8 ve krizin başlamasına rağmen 2008 yılında % 18,9 artırma başarısını göstermiştir. Firmalarımız kendi markaları ile ihracat yapmakta ve tanınmaktadırlar. Sektörün gösterdiği bu performansa rağmen iç pazarda ithal makinaların payı % 65 düzeyindedir. Bunun, bazı nedenleri vardır. Bunlar dikkate alınmadan yapılan yorumlar, maalesef yanlış sonuçlara götürebilmektedir.

Sektörü fazla tanımayan ve dışardan bakan bazı kişiler, ithalatın fazlalığını, sektörün rekabet gücünün zayıflığına ve başarısızlığına bağlamaktadırlar. Ancak, makina sektörünün en eski ve gelişmiş firmalarının yer aldığı, Avrupa’daki makina imalatının % 40’ını gerçekleştiren ve sektörün lideri konumundaki Almanya’da VDMA’nın (Alman Makina İmalatçıları Birliği) raporuna göre 2008 yılında ithal makinaların pazardan % 51,7 pay aldığı, Avrupa Birliğinde ise bu değerin, ülkeden ülkeye değişmekle birlikte ortalama 45-55 arasında olduğu, gene ülkemizden çok yıllar önce dünyanın önemli makina imalatçılarının faaliyete başladığı ABD’de % 72 olduğu dikkate alındığında ülkemizde ithal makinaların pazar payının % 65 olması kötümserlikle yorumlanmamalıdır. Tüm belirtilen ülkeler, makina sanayine ülkemizden yarım asırdan fazla bir süre önce başlamışlardır. Bilindiği gibi makina sanayimiz 1995 yılından sonraki 15 yıllık dönemde gelişmesini hızlandırmış ve ihracata yönelmiştir.

Günümüzde değişik ülkeler, sektörün gelişmesine bağlı olarak bazı tür makinaların imalatında daha başarılı ve rekabetçi olmakta, diğer makinaları ise ithal etmektedirler. Türkiye’de de durum buna paraleldir. Bu nedenledir ki sektörün öncüsü ülkelerdeki ithalat da ihmal edilemeyecek boyuttadır.

İthalatı teşvik eden en önemli faktörlerden birisi finans kesiminin davranışlarıdır. Yatırım yapan ve bu maksatla makina almak isteyen bir firma ihtiyacını ithal ederek karşılamak isterse hemen tüm ülkelerin Exim-Bank’ları 2 sene ödemesiz 7 yıla, hatta büyükçe projelerde 10-12 yıla kadar vadeli, çok uygun koşullu krediler vermektedir. Buna karşın yatırımcı aynı makinayı yurt içinden alırsa, en çok 4 yıl vadeli, daha yüksek faiz oranlı kredi kullanabilmektedir. Kaldı ki bu tür krediyi de kolayca sağlayamamaktadır. Bu durumda yatırımcı ithal makina alırsa, kredinin taksitlerini kazandığı para ile ve uzun süreye yayılmış şekilde ödemektedir. Sonuçta biraz daha pahalı da olsa ithal makinayı tercih etmektedir.

Kamu yatırımları dış kredi ile yapılmakta, krediyi veren ülke ihtiyaç olan makinaların kendi ülkesinden alınmasını şart koşmaktadır. Bütçeden bu yatırımlara para ayrılamaması kamu kurumlarını ithal yatırım malı almaya yönlendirmektedir.

Dış Ticaret Müsteşarlığının uyguladığı Dahilde İşleme Rejimi ile firmalar, ihracat için yapacakları imalatta kullanacakları ara mallarının % 80’ini ithal edebilmektedirler. Aynı firma pazarlık gücünü artırmak için yurt içinde satmak üzere imal edeceği kısma ait ara mallarını da gene aynı firmadan sağlamayı tercih etmektedir. Otomotiv sanayii firmalarının % 80 ithal hakkını sonuna kadar kullandıkları belirtilmektedir. Televizyon imalatında kullanılan ara mallarının % 72’si ithal yolu ile karşılanmaktadır. Dış Ticaret Müsteşarlığının sağladığı bu imkan ara malı ithalatını teşvik etmektedir. Buna karşın otomotiv yan sanayiimizin, Avrupa ve birçok gelişmiş ülkedeki otomotiv tesislerine önemli boyutta parça ihraç ettikleri ve bu ülkelerdeki fabrikalar bu parçaları imalatlarında kullandıklarına göre, bu sektörde de bir kalite sorunu söz konusu değildir. Ara malı ithalatını yürürlükteki bu mevzuat teşvik etmektedir.

Küreselleşme sonucu uluslararası otomotiv kuruluşları belirli ara mallarının imalatını belirli ülkelerde yaptırmakta ve bunları diğer ülkelerdeki tesislerine buradan göndermektedir. Ülkemizdeki bir otomotiv firması bu tedarik zinciri içinde motorunu ve dişli kutusunu farklı bir ülkedeki firmadan almak zorunda bırakılıyorsa, ne kadar kaliteli olursa olsun bu motorda veya dişli kutusunda kullanılan bir parçayı yurt içinden alması mümkün değildir. Dolayısıyla ithal ara malı kullanan sektörler daha hızlı gelişmiyor, küresel tedarik zinciri içinde yer alan otomotiv gibi sektörlerin hızlı gelişmesi ara malı ithalatımızı hızla artırıyor.

Makina sektörü, tüm gelişmiş ülkelerde de emek yoğun yapıdadır. Yatırımcı genel maksat için yapılmış bir makinayı değil, kendi özel beklentilerine uygun makinayı almak istemektedir. Bu durum seri imalat imkanını sınırlamaktadır. Bu emek yoğun yapıdaki imalatta birçok makina türünde işçiliğin payı oldukça yüksektir. Ülkemizde ücretler üzerindeki vergi ve SSK primleri ile ek sosyal haklar işçiliği pahalı hale getirmektedir. Katma değer içinde önemli payı olan ücretler, döviz kurlarının düşük olduğu dönemde maliyetleri döviz bazında artırmakta, işçiliği ucuz ülkelerle rekabeti zorlaştırmaktadır.

Makina sektörümüzün eriştiği kalite düzeyini, ülkemizin en önemli yabancı sermeyeli kuruluşlarından birisi olan Mercedes-Benz Türk’ün üretim planlama müdürü Sayın Faruk Çelik şu sözlerle dile getirmektedir; Tesisimizde 9 presimiz var, tamamı Dirinler (İzmir). Aşağı yukarı 10 yıl önce bütün preslerimizi yeniledik, yerliye döndük, son derece memnunuz. Daha önce Alman markası kullanıyorduk.

Avrupa Birliğinde, gümrüklerdeki sıkı denetim yanında piyasa gözetim ve denetiminde de daha etkin olunduğundan, bazı gelişmekte olan ülkelerden direktiflere ve CE şartlarına uygun olmayan mallar pazara girememektedir. Buna karşın AB Teknik Düzenlemelerine uygun olmayan birçok makina ve sanayi malı, gümrüklerimizden kolayca geçebilmekte ve pazarda haksız rekabete neden olmaktadır. Birçok makina türünde Çin’den yapılan ve bu teknik düzenlemelere uygun olmayan mallar iç pazarımızda paylarını hızla artırmaktadır.

İmalatçılarımız ne kadar çaba harcasa, hatta özel teşvikler verilse de belirtilen olumsuzluklar ve ithalatı teşvik eden uygulamalar devam ettiği sürece ithalat artmaya devam edecektir.