Murat Yülek, Zaman, 13 Ocak 2013

Başbakan Erdoğan’ın Afrika ziyareti dikkatleri (tekrar) bu kıtaya yönlendirdi. Gezinin amacı daha çok ekonomikti. Ancak ekonomik ilişkilerle siyasi ilişkiler çoğu örnekte el ele yürüyor. Dolayısıyla ziyaretin her iki açıdan da önemli olduğunu düşünebiliriz.

Afrika, büyük bir kıta. Afrika’nın doğusu, batısı, güneyi, Sahra şeridinin altı ve üstü farklı özellikler gösteriyor. Gezi yapılan ülkelerin hangi esaslarla seçildiğini bilmiyoruz. Seçilen üç ülke, bu büyük kıtanın batısında yer alıyor. Dolayısıyla geziyi Afrika değil Batı Afrika gezisi diye tanımlamak gerekiyor. Bölgenin en önemli ekonomisi olan Nijerya daha önce ziyaret edildiği için bu ziyaret, Türkiye’nin etkisini diğer ülkelere yayma amacını taşıyor olabilir. Nitekim, Cumhurbaşkanı ve Başbakan, 2005 yılından beri Afrika’ya önem veriyor ve değişik bölgelerini ziyaret ediyorlar. Bu ziyaretleri Türk hariciyesi dışında TİKA gibi kamu kuruluşları ve TUSKON gibi işadamı örgütlerinin faaliyetleri de destekliyor.

Afrika neden önemli: Afrika’nın SWOT’u

SWOT değil ama sadece güçlü ve zayıf yanlarına bakarsak Afrika’nın önemi kolayca anlaşılır. Kıtanın kuvvetli yanlarını belirlemek pek zor değil: İnsan kaynakları ve fiziki kaynaklar. Kıta 30 milyon kilometrekarelik dev yüzölçümüne sahip. Bu büyük alan üzerinde neredeyse namütenahi tabii kaynaklara sahip kıta.

Öte yandan, Afrika’nın nüfusu 1950 yılında 230 milyonken 2010 yılında bir milyarı aştı. 2050 yılında ise 2,2 milyar kişiye ulaşacak. Bu büyüme hızı nüfusun bugünkü genç haline “yaşlanmayacağını” da gösteriyor.

Kıtanın zayıf yanları ise saymakla bitmez. Sömürgeleştirilmiş kıtada politik istikrar hâlâ oturmuş değil. Paris, Londra, Lizbon, Brüksel, Amsterdam gibi kentlerden gelen memurlar tarafından çizilen sınırlar her an patlamaya hazır bombalar esasında. En vurucu örneklerden birisi, Belçika kralı Leopold tarafından hiç edilen Zaire olsa gerek. Küçük ülkenin uyanık kralı, sömürge savaşları sırasında kralı olduğu ülkenin 80 katı büyüklüğündeki bugünkü Zaire’yi hiç düşünmeden “şahsi mülkü” haline getirmişti. Bu mirasın bugünkü sonucu, ülke sınırları içinde ve ülkeler arasındaki devam eden ihtilaflar.

Bu da ortaya temel konularda birlik olamama sorununu çıkartıyor. ECOWAS, NEPAD, Afrika Birliği gibi çok sayıda inisiyatif Afrika’da siyasi uyumu getirebilmiş değil. ECOWAS gibi bazı bölgesel inisiyatiflerin aldığı mesafeler yok değil, ama alınamayan mesafe daha çok.

Eski sömürgeci ülkeler hâlâ kıtada çok etkin. Bunların başında Fransız ve İngilizler geliyor. Senegal’de halk Fransızca konuşurken kıyı şeridi hariç Senegal’in “içinde” yer alan Gambiya’da halk İngilizce konuşuyor. Fransızca konuşulan ülkelerde bankalar genellikle Fransızların, İngilizce konuşanlarda ise İngilizlerin elinde. Özelleştirmelerde frankofon ülkelerde Fransız şirketleri anglofon ülkelerde ise İngiliz şirketleri söz sahibi oluyor. Ülkeler arasında sınır ticareti hâlâ büyük ölçüde enformel yani gayri resmi. Güneyde Hint, bazı Batı Afrika ülkelerinde ise Lübnanlı göçmenlerin sesi arada duyulur ancak önemsizdir. Yaşlı kıtanın bir başka zayıf noktası eğitim, sağlık ve temel altyapısındaki eksiklikler. Nüfus bol ve genç ancak aynı zamanda eğitimsiz. Sağlık ve temiz su gibi temel hizmetlere erişimi sınırlı seviyede. Böyle olunca kıtanın Sahra altı bölümünde kayda değer sanayi üretimi de yok denecek kadar azdır.

Sömürge geçmişi yerel üretim partnerlerini dünya pazarlarında para eden ürünler lehinde ortadan kaldırdığı için dünyayı besleyebilecek bu kıtada sık sık açlıkla karşılaşılır. Dahası birçok ülkede halkın büyük kısmı az sayıdaki tarım ürünü çeşidine bağlı yaşar. Örneğin IMF’de çalıştığım dönemde sorumlu olduğum Benin’de 2000’li yılların başında 7 milyonluk nüfusun yarısı ana ihraç ürünü olan pamuktan ekmek yerdi. Pamuk ihracatı toplamda ancak 150 milyon dolar tutan mal ihracatının yüzde 70’ini oluşturduğunu eklersem durumu daha kolay anlayabilirsiniz. Bu arada Bush döneminde Amerika’daki milyarlarca dolarlık tarım sübvansiyonlarının fiyatlar üzerindeki etkisinin pamukla hayata bağlanan milyonlarca insanın üzerindeki etkisini de unutmamak gerekiyor. Aynı dönemde Benin ve diğer Afrika ülkelerinde pamuk ve benzeri sektörlerin libere edilmesi vaazı veriliyordu.

Geleceğin kıtası ve Türkiye

Kısacası, kıtanın zayıf yanlarının listesi, güçlü yanlarına göre daha uzundur. Ancak bu durum birçoklarının kıtayı 21. yüzyılın en önemli aktörleri arasında görmesine engel olmaz. Zira güçlü yanlarının sayısı az olsa da etkisinin fazla olacağını hep birlikte göreceğiz.

Türkiye, bu kıtayı son 10 yılda keşfetti. İyi de yaptı. Bazı “uzmanlar” ihracatının ekseni mi” kayıyor diyorlardı ya yakın zamana kadar; o mantalite on yıllardır Türkiye’nin önünü kesiyordu. Burnumuzun dibindeki bu kardeş kıtayı geç de olsa tekrar keşfettik, şimdi bırakmamamız gerekiyor.

Obama’nın tercihi Hagel

Obama zor ama doğru bir seçim daha yaptı. Dünyayı (ve Türkiye’yi) tanıyan bir dışişleri bakanı seçti. Amerika’da “veteran” dedikleri “gazilere” önem verir. John McCain’den John Kerry’e genellikle iyi eğitim almış “gaziler” sonradan politikada önemli yerlere gelir. Chuck Hagel da bunlardan birisi. Benim de hocalık yaptığım Georgetown Üniversitesi’nde ders vermiş, senatörlük yapmış, Atlantic Council isimli Amerika’nın en aktif dış politika örgütlerinin birisinin de başkanıydı Hagel. Amerikan dış politikasına “denge” getirebilecek ve ABD’nin dünyadaki saygınlığını artırabilecek bir isim seçti Obama.

Afrikalı Fransız askerleri Osmanlı topraklarında

Başbakan Erdoğan’ın bahsettiği Batı Afrikalı “Fransız” askerler sadece Çanakkale’ye değil, Adana yöresine de gönderildi. Fransız üniformalı Afrikalı askerlerin Birinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında direnişçi Türk halkına el altından yaptıkları yardımları bölge halkı, dede ve ninelerinden çok dinlemiştir.